![]() |
![]() |
![]() |
|||||||||||
|
|
|||||||||||||
|
|
CAZIN TARİHİ BÖLÜM 1 1. Caz Kültürü ve Tarihi Caz’ın Kökleri: Caz’ın köklerine baktığımızda dünyanın farklı yerlerinden farklı örneklerle karşılaşılmaktadır. Örneğin; Amerika Caz Araştırmaları Merkezi eski başkanı Prof. Marshall Stearns’ün “ Story of Jazz” adlı kitabında üç teori üzerinde durmuştur. İlki Princeton üniversitesi profesörlerinden Harold Bender’in; Batı Afrika sahilinden Amerika‘ya götürülen yerlilerle beraber geldiğini ve “hızlandırmak”,”heyecanlandırmak” anlamına geldiğini söylemiştir. Henry George Farmer ise bu kelimenin Arabistan’dan Sudan vasıtasıyla Afrika’ya geldiğini ve “cazip”, “cezbe” gibi Arapça kelimelerden türediğini ileri sürmektedir. Afrika’da Arapçaya çok yakın bir dil kullanan Hausa yerlileri tarafından uzaktan gelen davul sesleri için “jaiza” tabirini kullandıkları belirtilmektedir. Yazar Irvıng Schwerke tarafından ileri sürülen üçüncü teori ise caz kelimesinin Fransızca “jaser” kelimesinden geldiği konuşmak, gevezelik etmek anlamına gelen bu kelimenin bu müziğe aktarıldığı belirtilmektedir. Bugün hala araştırmalar devam etse de caz kelimesi başlarda New Orleans taraflarında “jass her up” yani hızlandır, heyecanlandır, canlandır manasında kullanıldığıdır. Caz esas olarak Amerikalı siyahların yarattıkları bir müzik biçimidir. Öncelikle plantasyonlarda, terementi kamplarında, nehir gemilerinde ve ilk kez New Orleans başta olmak üzere, sırasıyla New York, St. Louis, Chicago, Memphis ve Detroit gibi büyük zenci gettolarının bulunduğu yerlerde ortaya çıkmıştır. (Göksoy, 1999:26) 1.1: SINIFLANDIRMALAR; DÖNEMSELLEŞTİRME GOSPEL, BLUES VE RAGTIME TOPLUM 1866’da kurulan Ku Klux Klan gibi bazı gizli dernekler şiddet eylemlerini yoğunlaştırmıştır. (1884- 1900 arasında 2.500 linç olayı yaşanmıştır.) Ve birçok aile köylerden güney ve kuzey kentlerine doğru kaçmaya başlar. Kuzeydeki beyazlar zencilerle bir arada yaşamayı kabullenmemişlerdir. Aynı zamanda sendikacılıktan dışlanan bu yeni iş gücünün rekabetine dayanamamışlardır. Köylerdeki linç olaylarından sonra XX.Yüzyıl başında büyük kent ayaklanmaları başlamıştır. South Side (Chicago) ve Harlem (New York) gibi büyük gettolar ortaya çıkar. Yeniden yapılanma hareketinin desteğiyle ve Nashville Fisk University (1866) örnek alınarak kurulan zenci üniversitelerinde yeni elitler oluşmuştur. Ayrılık savaşlarından sonra ortaya çıkan ilk lider, Booker T. Washington’dur. XX. Yüzyıl başlarında Harvard ve Berlin üniversitelerinde okuyan William Edward Burghard Washington ‘a karşı koyar ve Niagara hareketini başlatır. Bu hareketi 1909’da beyazların oluşturduğu bir grupla birleşerek NAACP’ı (National Association for the Advancement of Colored People) meydana getirir; bu örgüt adalet nezdinde girişimlerde bulunarak zencilerin haklarını savunur ve zenci sanatçıları destekler. 1911 yılında zenciler ve beyazlar National Urban League ‘i kurarlar; bu örgütün amacı iş dünyasındaki ayrımcılığa karşı mücadele etmek ve zencilerin kuzey kentlerine hücumunun yarattığı sorunları çözümlemeye çalışmaktır. (Bergerot, 2004:22) Nashville ‘de Fisk University’nin kurulmasıyla birlikte bir öğrenci topluluğu klasik şan ve negro spiritual repertuarı oluşturdu. Üniversite yararına birkaç konser veren bu koro başarılı olmuş ve turneleri Avrupa’ya kadar gitmiştir. Böylece, Fisk Jubilee Singers yeni bir tür yaratmıştır. Jubilee Singers özellikle şanının esas olarak dört bölüme indirgenmesi olan kuartetin kökenini oluşturur. (Bergerot, 2004:24) BLUES İlk kırsal blues kayıtları 1920’li yılların ikinci yarısına denk düşer ve çoğu 1900’den sonra doğmuş sanatçılar tarafından gerçekleştirilmiştir. RAGTIME
JAZZ HOT TOPLUM 1917’ de ABD Almanya’ya savaş açar. Birkaç ay sonra Amerikan birlikleri Fransa’ya gider ve 1918’de cepheye çıkarlar. ABD’nin büyük kuzey kentlerindeki savaş sanayisi güneyin zenci nüfusunu büyük ölçüde çekmiştir. Avrupa’ dan sonra iktidara gelen cumhuriyetçilerin kayıtsızlığıyla gettolar hızla çoğalır. Alkol yasağı (1919–1933) kabarelerini zenci müzisyenlere açmıştır. 1910’lu yıllarda Orta Avrupa ve İtalyan ve Yahudi göçmenleri Chigago nehri ve Michigan gölü arasındaki Southside semtinde var olan İrlandalı egemenliğine son verdiler. Gettosu yüzyıl boyunca gelişen güneyden gelmiş zencilerle sağlıklı ilişkiler kurarlar. Burada 35th Street ve states street arasındaki bölgede yoğunlaşan gece kulüplerinde New Orleans’lı zenci müzisyenler kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. Ve böylece Chicago cazın merkezi durumuna gelmiştir, bu özelliğini 1920’li yılların sonuna kadar sürdürmüştür. Kaydı yapılan ilk caz - belkide ilk müzik kaydı - ilk beyaz caz grubu olan Original Dixieland Jazz Band(ODJB)'in müziği olmuştur. Dominic James 'Nick` LaRocca tarafında 1916'da kurulan grup, piyano, bateri, trombon, klarinet ve LaRocca'nın çaldığı kornetten oluşan bir beşliydi. Beyazların zenci gece klüplerine alınmadığı o zamanlarda, ODJB elemanlarının, el ve yüzlerini siyaha boyayıp bu klüplerdeki müzisyenleri dinlediği söylenmektedir. 1917 ve sonrasında birçok kayıt yapan grubun her albümü bir milyonun üzerinde satışa ulaşmıştır. Özellikle Livery Stables Blues adlı parçaları büyük başarı elde etmiş ve grup Avrupa'da konser veren ilk caz grubu olmuştur. Günümüzde Nick LaRocca' nın oğlu James LaRocca yeni ODJB grubunu kurmuş ve 80 Years of Jazz adlı yeni ve eski ODJB kayıtlarının bulunduğu albümünü 1997'de yayımlamıştır. New Orleans'ta ki sivrisinek salgını, Kuzey-Güney Savaşı sonunda şehri ülkenin yanlış tarafında kalması, ve daha iyi bir yaşam isteyen insanların yarattığı göç, caz müzisyenlerini özellikle New York ve Chicago'ya yönlendirmiş. Bu müzisyenlerden biri de 1918'de New Orleans'tan Chicago'ya giden Joe 'King` Oliver ‘dır. Trompetin Buddy Bolden'dan sonraki ikinci ismi olarak anılan Oliver, King Oliver's Creole Band ile büyük üne kavuşmuştur. Dönemin en sansasyonellerinden biri ise kendisini cazın mucidi olarak adlandıran Ferdinand Joseph LaMonthe yani Jelly Roll Morton'dı. 1890 New Orleans doğumlu Morton, Storyville'de piyanist olarak çalışmaya başlamış, ancak orada farklı işler de yapmıştır. 1917'de büyükannesi onun kadın simsarlığı yaptığını öğrenip evden kovduktan sonra altı yıl boyunca ülkenin çeşitli yerlerinde çalmış ve son olarak Chicago'ya yerleşip Red Hot Peppers grubunu kurmuştur. 1941'de ölümünden sonra, cazın mucidi olarak olmasa da, süpürge bagetlerin mucidi, stop&goları müziğe katan kişi ve en önemlisi swing dönemine geçişin sembol ismi olarak tanınmıştır. Bestelediği King Porter Stomp adlı parça ise, Benny Goodman yorumu ile büyük üne kavuşmuştur. (Bergerot, 2004:44) SWING İLK KLASİZM TOPLUM 24 ekim 1929’da borsanın çöküşünün etkisi yaygınlık kazanmıştır. Liberazmin güven bunalımı demokratları 20 yıllığına iktidara taşımıştır. Ve işsizlikten en çok etkilenen zenciler (hiçbir şeyleri olmayan işsiz nüfusun %38’i; bazı kentlerde %80’i) cumhuriyetçilerden yüz çevirerek Demokrat partiye yönelmişlerdir. Franklin Roosevelt’in ortaya attığı New Deal sosyal politikası ve zenci liderlerin bazı görevlere atanması ,aslında alınan önlemlerden çok az yaralanabilen zenci toplumuna bazı umut ışıkları vermiştir. Sistemin boşluklarını bazı zenci kliseler doldurmuştur; bu kliseler bazı hayır işleriyle, toplumsal ve hatta siyasal etkinliklerle zencilerin işe alınmaları konusunda çeşitli boykotlara katılmışlar. Zenci militanlığı, orta sınıflarda entegrasyon özlemi, proletaryanın toplumsal özlemleri ve zenci ulusçuluğunun radikal tavırları arasında bölünmüştür. Büyük zenci gettoları sefalete düşmüştür.(Bergerot,2004:74) Orkestralar, müzisyen ücretlerindeki düşme sonrası standartlaşmaya başladı. Birkaç müzisyenle anlaşılacak paraya, artık bir orkestra tutulabiliyordu. Haftasonları yapılan dans gecelerinde bu caz orkestraları çalmaya başladı. Genelde sahnenin solunda piyano, bas, bateri ve gitardan oluşan ritm grubu olurdu. Sağında ise ortalama dörder kişilik, saksofonlar, trombonlar ve trompetler. Bu dönemde aranjörler ön plandaydı. Cazın merkezi New York’a, özellikle de Harlem’e kaymaya başlamıştı. Radyo programları hazırlayan müzisyenler, radyo endüstrisinin en gelişmiş olduğu şehir olan New York’a geliyorlardı. Müzisyenler burada güneydekinden daha fazla kazanıyorlardı. (Bergerot, 2004:91) Swing, 1920'li yılların sonlarına doğru gelişmeye başlamış ve 40'ların ortalarına kadar da etkisini sürdürmüştür. Bu dönem müzisyenleri müziklerine rahatlık hissi ve çok sıkı olmayan bir ritim anlayışı katmış, sekizlik nota kalıbını kullanmışlardır. Bütün bunlar da 'swing hissi' ni karakterize eden önemli unsurlardır. Dönemin eserlerinin çoğu orkestralar tarafından icra edildiğinden swing dönemi aynı zamanda caz orkestralarının 'altın çağı' olarak da düşünülebilir. Ritmik yapısından ötürü bu müzik pek çok dansçıyı da kendine çekmiştir. Swing döneminin erken dönem cazına göre faklılıklarına bakacak olursak. Tercih edilen yapı küçük gruplar yerine büyük orkestralardır. Yazılı aranjmanlar daha çok kullanılmıştır. Saksafon swing'te daha sık kendini gösterir. Bas viyola daha sık görülür. Davulda high-hat zilinin kullanımı artmıştır. Kollektif doğaçlama pek görülmez. Ritmik anlayış genel olarak daha gevşek ve yumuşaktır. Swing müzisyenleri erken dönem caz müzisyenlerine göre enstrümanlarına daha hakimdirler ve yetkinlikleri daha fazladır. (ACD Kütüphanesi) BOP: İLK AVANGARD TOPLUM Avrupa ve Uzak Doğu mihver güçleri tarafından işgal edilmiştir. Sovyetlerin ve ABD’nin savaşa girmesi savaşın kaderini tayin etmiştir ve 1945’de Yatla konferansıyla dünya süper iki güç tarafından paylaşılmıştır. 1948’ de Berlin’in ablukaya alınması soğuk savaşın ilk güç denemesidir. 7 Aralık 1941’de, Japonların Pearl Harbor baskınından bir ay sonra , başkan Roosevelt o yılın ulusal üretim hedeflerini ilan etmiştir: 60 bin uçak, 45 bin tank,20 bin DCA topu…ABD bir savaş ekonomisi dönemine girmiş ve bunun sonucunda kuzeyin sanayi kentlerine ama aynı zamanda da Japonya ya karşı seferberlik ilan eden Kaliforniya’ya doğru bir göç başlamıştır. 1940’ da 98 bin olan Los Angeles’in zenci nüfusu 1950’ de 211 bine ulaşmıştır. 1940’ların basında bebop akımı modern cazın başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Charlie Christian ve özellikle Dizzie Gillespie, Thelonious Monk, Charlie Parker cazı keşfetmişlerdir. Rebop bebop Gillespie ‘ye has bir ses taklidiymiş.Gillespie herkesten önce Bebopu cisimleştiren sahne figürü olarak ortaya çıkmıştır. Ama figür olmanın ötesinde alışılagelmişin dışındaki kişiliğini kavramak gerekmektedir. Dizzy Gillespie ile çok erken bir araya gelen Charlie parker yakın çalışmalarının ardından icat edilmesinde büyük payı bulunan stile sadık kalmıştır. Bu stil 40’ların ve 50’lerin müzisyenleri arasında hakim dil haline gelmiştir. Ve bunun ötesinde hissedilebilir bir etkiyi ortaya koymuştur. Bazı mainstream müzisyenlerinde olduğu gibi Parker’in tümceleri doğal olarak genellikle çift tempo halinde düşünme eğilimiyle ölçü başına sekiz yarım değerli nota üzerine kurulmuştur. Bu da tempolara göre çift ve hatta üçlü yarım değerli parlak demetleri fışkırtması anlamına gelmektedir. (Bergerot, 2004; 106) COOL BEYAZ CAZ ÖNE GEÇİYOR TOPLUM Ralph Ellison, ‘Görünmez Adam’ adlı romanında zenci edebiyatına özgü bir tematiğe göre amerikan zenci marjinalleşmesini ifşa etmiştir.Black Müslims liderlerinin köle sahiplerini atalarına mal ettikleri aglosakson mirasının yerini bir “x”le doldurma alışkanlığını kazandıkları bir tematiktir. Liderlere Ellijah Muhammet, Hıristiyanlıktan vazgeçip Müslüman olmasının doğrultusunda vaazlarında belli ölçüde başarılı olmuştur. Zenci siyasal sınıfının katılımcı tavrının beyhudeliğini ifşa ederek, tersine bir ayrımcılık istemiş ve zenci toplumunun “İslam ulusu” içinde kendi kendine yeterli bir içe kapanmaya yönelmesi ve bir zenci cumhuriyeti kurulması gerekliliği üzerinde durmuştur. 1949 ve 1950’de Miles Davis ile aranjör Gill Evans, bugün Miles Davis nonet veya “Birth of Cool” diye bilinen dokuz parçalık bir kayıt gerçekleştirmişler. Grup, Claude Thornhill’in orkestrasının küçültülmesiyle oluşmuş, grupta Lee Konitz ve bariton saksofoncu Gerry Mulligan da varmış. Bu kişiler de çalarken Miles Davis gibi hafif tonları kullanmışlar. Grupta; piyano, bas ve davul kullanılmasına karşın pek de alışıldık olmayan tuba ve fransız horn’u da vardı. Trombonun varlığına karşın tenor saksafon veya gitar kullanılmıştır. Bu kayıttan sonra başını Miles Davis, Stan getz, Lennie Tristavone, Lee Konitz’in çektiği “cool” oluşmuştur. Dönemin özelliklerine baktığımızda cool caz, Charlie Parker ve Dizzy Gillespie’nin bop tarzına kıyasla daha yumuşak ve takip etmesi de daha kolay olan bir caz türü olarak ortaya çıkmıştır. Cool caz müzisyenlerinin en çok etkilendiği kişilerin başında Lester Young ve Count Basie gelmektedir. Cool cazın kurucularından olan Miles Davis ve Stan Getz de Young’dan etkilenmiştir. Cool caz tanımı bir çok müzisyen tarafından çok sıcak karşılanmasa da caz müzik tarihi içerisinde bu dönem cool caz dönemi olarak adlandırılmıştır. (Bergerot, 2004:130) Her ne kadar cool’un bop’a göre daha yumuşak, basit ve melodik olduğu söylense de cool caz türünde bop müzik tarzından pek de farklı olmayan birçok eser de bulunmaktadır. Burada oluşan isim ve tanım karışıklığını gidermek için cool bop denen bir müzik türü de ortaya çıkmıştır. Örneğin Geoger Shearing’in yaptığı müzik kimilerince cool olarak isimlendirilirken kimileri tarafından da bop denilmiştir. Hatta kibar bop anlamına gelen polite bop da dendiği olmuştur. Cool dönemi diğer caz akımlarından farklı olarak Amerika’nın batı bölgesi ile müzikal anlamda önemli bir bağ kurmuştu. New York bop için neyse batı bölgesi de cool için oydu. Birth of Cool’da karşımıza çıkan müzik Los Angeles bölgesinde beyazlar tarafından da çalınmaktaydı. Konitz ve Davis’in etkileri orada da hissedilmekteydi. Birth of Cool grubundaki tuba ve fransız horn’u gibi değişik enstrümanları da kullanmaktaydılar. Buradakiler count basie-lester young tarzını Charlie Parker-Dizzy Gillespie tarzına tercih etmekteydiler. Bazı müzikler özellikle bastırılmış gibi çalınmaktaydı, ki gazeteciler bu müziği daha çok Lester Young ve cool caz ile bağdaştırmaktaydı. Sıklıkla kullanılan sololar bop’a kıyasla daha pürüzsüz ve melodikti. Bu tarzda beste ve düzenlenmelere ağırlık verilmeye başlanmıştı. Batı bölgesindeki caz (west coast jazz), artık giderek cool cazla birlikte anılmaya başlamıştı. Gazeteciler ve yorumcular diğer yapılan müziklere pek değer vermemişti ve 1950’lerde batı bölgesinin müziği cool caz olmuştu. (Malson&Bellest, 2005:86) HARD BOP: ZENCİ CAZI BELİNİ DOĞRULTUYOR TOPLUM 1953’de Stalin’in ölümünden sonra doğuda Stalincilikten arınma rüzgarı esmeye başlamıştır.Doğu ve batı blokları barış içinde birlikte yaşama ve terörün dengelenmesi sürecine girmişlerdir. Sömürgeden kurtulma, büyük güçlerin doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçındıkları bir yığın yerel çatışma aracılığı ile etkin mücadelesine sahip olmuştur. Kültürel düzlemde uzun vadede soğuk savaşa son verme çabaları görülür: ABD’nin dış basın sözcüsü Voice Of America Radyosu, 1955’te animatör Villih Jonover ‘dan bir caz programı yapmasını ister. 1950’li yıllarda kökeni bop’a dayanan, bunun yanında bop ve cool akımlarından farklı olan bir akım oluşmaya başlamıştır: Hard bop. Hard bop akımında bop etkilerini hissetmek gayet kolaydır. Gerektirdiği teknik ustalık ve agresif yapısıyla bop’tan hiç eksik kalır tarafı yoktur. Bunun yanında bazı noktalarıyla bop’tan ayrılır; doğaçlamalar bop akımındaki kadar karmaşık bir yapı sergilemez, müziğin tonu daha ağır, karanlık ve sert bir yapıdadır. Davulcular hard bop içinde ön plana çıkmıştır ve bununla beraber ritm kısmı önemli rol oynar. Melodik olarak blues’a daha yakındır; bunun yanında funk, soul, gospel etkileri de görülür ve bazı parçalar bu akımlarla iç içe geçmiştir. Bu özellikler ilk olarak ’50 lerin başlarında trompetçi Clifford Brown’un çalışmalarında ve Horace Silver ile Art Blakey’nin kurduğu gruplarda kendini göstermiştir. Daha sonra kurulmuş olan ve bünyesinde Art Blakey ile Clifford Brown’ın olduğu gruplar aynı şekilde çalmaya devam etmişlerdir. Art Blakey ve Horace Silver’ın gruplarında yer almış müzisyenler bu stili 80’ler boyunca sürdürmüştür. Müzikal olarak bop tarzından açıkça ayrılmış olan Miles Davis’in 1955 1961 arasındaki çalışmalarında da hard bop tarzının özellikleri görülmektedir. (Bergerot, 2004:148) FREE : ÖZGÜRLÜĞÜN KEYFİ Sömürgelikten kurtulan 3.dünya yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır; darbelerle ve anti emperyalist gerilla hareketleriye, iki bloğun büyük güçleri kendilerine çekmek isterler. ABD, Castro etkisindeki Güney Amerika başkaldırı hareketine karşı mücadeleyi destekler ve 1964 ‘den itibaren Vietnam savaşına sürüklenir. Amerikalı gençlerin büyük bir bölümü askerlik ve Vietnam savaşıyla igilenirken gelişmiş ülkelerde büyük bir kuşak-barışçılık ve şiddet eylemleri arasında bölünmüş emperyalizme, tüketim toplumuna ve burjuva ahlakına başkaldırır. Çin kültür devrimine duyulan ilgi, özgürlük hareketleriye dayanışma, sanat, siyaset, cinsel yaşam ve düşünce yaşamı alanlarında ifade özgürlüğü arayışları 1968’de patlayan karmaşık bir tepkidir. (Bergerot, 2004:166) Free jazz (serbest caz) 60’larda yapılan müzik için kullanılan bir diğer isimdir. Free jazz’ın itici gücü Ornette Coleman ve Cecil Taylor’dı. Free jazz sanatçıları doğaçlamaları sırasında önceden belirlenmiş akorlar / akor değişimleri ile kısıtlanmak istemiyorlardı. Akorları ortadan kaldırarak kendi istedikleri serbest yani "free" doğaçlamaya kavuşuyorlardı. Tabi akorların ortadan kalkmasının doğaçlamaya yaklaşımdaki tek önemli unsur olduğu düşünülmemelidir. . Buna en güzel örnek Ornette Coleman’ın 1960 tarihli "free jazz" albümüdür. Bu bağımsızlık anlayışıyla bağlantılı olarak pek çok free jazz grubunun piyanoyu gruba dahil etmekten ısrarla kaçındığını görüyoruz. Geçmişten bu yana piyanistler grupta akor değişimlerini sağlayan ve önceden belirlenmiş yapıyı parçada hayata geçiren kimselerdir. İşte bu tam da free jazz dönemin kaçındığı müzik anlayışıdır. Çok az piyanist önceden belirlenmemiş bir altyapı üzerinde doğaçlama yapmaya alışkındır. Free jazz döneminin önemli özellikleri pek çok free jazz sanatçısı diğer dönemlere kıyasla enstürmanlarından farklı bir ton elde etme yolunda uğraş vermiş ve bu tonu parçalarında kullanmıştır. Aletlerin alışılmış perde sınırlarının ötesine geçilmiş ve son derece tiz perdelerde çalmak yaygınlaşmıştır. Çığlık, inilti sesleri kullanılmış, dinleyiciye kaba ve boğuk gelen tonlar parçaların karakteri haline gelmiştir. Melodik anlayış bop’taki gibi sıkı bir örgü içinde değildir. Parça sırasında araya giren çığlık ve feryatların yanı sıra parçalarda bitmemişlik duygusu sıkça görülür. Doğaçlamalarda melodik hattı geliştirmekten ziyade müziğin bütününü besleyip geliştirecek tarzda bir doğaçlama hakimdir. "Free jazz" terimi pek çok defa müziğin yüksek enerjisini ve yoğunluğunu ifade etmek için kullanılmıştır. Avrupa kökenli olmayan, dolayısıyla da tonal müzik sistemin dışındaki müziklerin caza adaptosyonu free jazz’daki bir diğer önemli noktadır. Afrika, Endonezya, Çin, Ortadoğu ve Hindistan kökenli müziklerin kullanımı örnek olarak gösterilebilir. Caz ile diğer dünya müziklerinin bu sentezi zamanla evrimleşerek gelişmiş ve bu tarz world music olarak isimlendirilmiştir. Dünyanın diğer bölgelerinden müziklerin kullanılması yeni enstrümanları ve enstürman çalış tekniklerini de beraberinde getirmiş, böylelikle free jazz sanatçılarının aletlerini yeni bir yaklaşımla ele alma çabası daha da artmıştır. (ACD, 1998: Cazete) DAĞILMA VE FUSION TOPLUM ABD’nin Güney Doğu Asya’dan kademeli biçimde çekilmesinden sonra, Sovyetler birliği etkinliğini yaygınlaştırmak amacıyla üçüncü dünyanın özlemlerinden ve istikrarlarından yararlanır ve doğu ile batı arasındaki özleme son vermiştir.Kırılma çizgisi özellikle İsrail-Filistin bölgesinden ve petrol üretici ülkelerden geçmektedir. 1968’ den başlayarak tepki hareketinin küçük siyasal gruplar halinde çözülmesi terörist çevreleri beslemiştir. Sovyetlerin Ağustos 1968’de Çekoslovakya’ya müdahalesi ve 1975 Kamboçya soykırımı, kominist ideolojinin saygınlığına ciddi bir darbe vurmuştur. Devrimci idealin yerini karşı kültür ve ekoloji, insanı yardım, sanat, din alanında çok sayıda alternatif proje almıştır. (Bergerot, 2004:190) JAZZ – ROCK FUSION AKIMI: Swing döneminden sonra en çok popüler olmuş caz akımı "jazz-rock fusion" olarak nitelendirilmektedir. Değişik türleri birleştiren bu caz akımı 1970’li yıllardan sonar da etkisini göstermiş, 1980’li ve 1990’lı yıllarda müzik piyasasında başlıbaşına bir kategori teşkil etmiştir. Bu akım içinde yeralan yüzlerce müzisyen vardır, ancak ön planda Miles Davis, Larry Coryell, John Mclaughlin, Joe Zawinul, Jaco Pastorius gibi isimler söylenebilinir. Dönemin özelliklerinde ise caz, rock ve funk arasındaki temel farkları; caz denilen müzik türü, hangi dönemi ele alınırsa alınsın rock ve funk türlerinden ayırt edilebilinir, çünkü rock ve funk müzik türünde müzikal ifadeler daha kısadır akor değişimleri daha azdır, melodiler daha basittir, armoni daha basittir , doğaçlama, özellikle de eşlikçilerin doğaçlamaları daha kısadır, aynı melodi daha sık tekrar edilir davul kalıpları daha basit ve tekrarlıdır, bas kalıpları daha vurgulu ve tekrarlıdır. Rock ve funk performansları esnasında pek çok şey önceden ayarlıdır, cazda ise durum böyle değildir. Caz, her yeni çalışta soloların doğaçlanmasını gerektirmekle kalmaz aynı zamanda bu soloya eşlik eden müzisyenleri de doğaçlama yapmaya zorlar. Bir parçanın iki çalınışının birebir aynı olması, doğaçlamadan kaynaklanan farklılıklar içermemesi cazda pek rastlanan bir durum değildir. Caz türünü rock ve funktan ayıran bir başka faktör de ritm duygusudur. Cazdaki ritm duygusu esnekliği ve rahatlığı vurgularken rock türünde yoğun ve sert bir ritm esastır. Bir başka ayrım ise kendini tercih edilen enstrümanlarda gösterir. Cazcılar daha çok akustik enstrümanları tercih ederler ve bol efektli ses yükseltici sistemleri tercih etmezler. Her ne kadar caz, rock ve funk türleri, iş şarkıları, blues, gospel gibi ortak bir kökten gelseler de müzik evriminde vardıkları noktalar farklıdır. Mesela caz formel avrupa konser müziğini esas alır, vokaller ağırlıklı değildir yani temeli enstrümantal müziktir. Rock ve funk müzik türleri ise genellikle vokallere ağırlıklı olarak yer verirler ve temel beste şekillerinden çok uzaklaşmazlar. Süreç içinde rock ve funk çok geniş kitlelere ulaşırken caz daha çok klasik oda müziğine benzer bir statüye sahip olmuştur çünkü dinleyicisi rock ve funk’a kıyasla daha azdır ve belli bir uzmanlık seviyesindedir. 1950’li yıllardan önce blues ve gospel müzikleri daha çok zenciler tarafından yapılırken ve yine zenci kitleyi hedef alan müzik kategorisinde bilinirdi. 1920’lerdeki Bessie Smith’ten 1940’lardaki Louis Jordan’a dek pek çok sanatçı "ırk kaydı" olarak da isimlendirilen bu tip kayıtlar gerçekleştirmiştir. 1949 yılında ise bu popüler müzik kategorisi yeni bir isme kavuşarak "rythm and blues (r&b)" adını almıştır ve bu müzik türü rock and roll üzerinde etkili olmuştur. R&b türüne ek olarak, rock müziği batı swing’inden de etkilenmiştir. Rock müziğinin pek çok farklı türe dayanması sonucu ortaya çıkan gelişiminde, R&b’ye kıyasla caz türüne daha uzak durduğu söylenebilir. BİR YÜZYILIN SONU DENEMESİ Amerika’nın yeniden silah yarışına başlaması, Sovyetler birliğinin ekonomik çöküşünü hızlandırmıştır. Rus devrimi ve mekanik savaşı, telefonun, gerçeküstücülüğün, 12 tonculuğun ve ‘caz band’ın ortaya çıkmasıyla başlayan XX. yüzyıl macerası ,sanatsal avangartların çözülmesiyle, “temiz”savaşın ve internetin gelişiyle kominist imparatorluğun çöküşüyle sonuçlanır. Batı- doğu kırılma noktası, zengin ülkeler ve yoksul ülkeler arasındaki kuzey-güney ekseninde ağar basmıştır. Komünizmin çöküşü, jeopolitik durumu sarsan dinsel fanatizmin ve milliyetçi barbarlığın yolunu açmıştır. 1980’li yıllarda işsizliğin , aidsin, kent yaşamındaki güvensizliğin ve terörizmin ortaya çıkmasıyla darbe almış tepki hareketleri 1990’lı yılların sonunda batıda yeniden başlamıştır.Karşı-kültür internette ayrıcalıklı bir ifade alanı bulmuştur ve ekolojik düzensizlikler,genetik bilimleri,küreselleşme,yabancı düşmanlığı,toplumsal dışlanma ve potansiyel ekonominin getirdiği sorunlar çevresinde oluşmuştur. (Bergerot, 2004:226)
2.BÖLÜM 2.1 Theodor Wiesengrund Adorno Bununla birlikte, Adorno, caz gibi kültür ürünlerinin stilize edilmiş ve yaşamı olduğu gibi kabullendirmek hatta kutsamak için kullanıldığını düşünmekte ve conformism’in, uyumculuğun giderek zayıf benlikler ve otoriteye tapan kişiliklere yol açacağını söyler. Ama mesela caza kıyasla atonal müziğin, dünyaya yeni bir bakış açısına zorlayacağını söyler. Caz saray uzantılı bir burjuva alt kültür ürünüdür, der. Aslında bu ifade de atonal müziğe bakışı, Adorno’ nun müziğin insan üzerindeki etkisini ve müziği kurumsallaştırarak duaların akılda kalmasını sağlama amacı güden kilisenin atonal müzik kullanımı etkili olmuştur. Müzik konusunda, Frankfurt okulunda popüler kültür üzerine yapılan düşünceler aslında yine popüler olanın içinden türeyen avangartlarla ya da alt kültürlerle conformism’in uyumculuğunun etkisinin kırılacağını belirtir. Kısacası, Adorno ya göre caz müziği, belli bir yavan ritim üzerinde gidip gelinerek ama sözde doğaçlama yapıldığı için özgürlük hissi veren bir aldatmacadır. Minik melodi oyunlarıyla aynı parçayı 100 kez dinleriz ama fark etmeyiz. Dolayısıyla, Adorno cazın ve popüler müziğin insana özgürlük hissi verirken, özgürlüklerini elinden aldığını söyler. Zira kuralları yıkmış gibi görünüp kurallara sıkı sıkıya bağlıdırlar aslında, yaptıkları şey dinleyenlere kurallar çerçevesinde özgürlük hissi vermektir. Ona göre caz yabancılaşmayı artırmaktadır. Müziksel üretimin ve müziksel tüketimin kapitalist süreç tarafından özümsenmesi sonucunda müzik şeyleşmiş ve rasyonelleşmiştir; insanlar arasında, onların yakın ilişkiler içinde sürdürdükleri yaşamda birlik oluşturan insanların bencil ve kaba itkilerini bu birliktelik için yüceltilmeyen müziğin dolaysız kullanımından çıkarılmıştır. Günümüzde müzik bu nedenle yaşadığımız toplumun çelişkilerini yansıtmaktadır. Bunun yanı sıra çeşitli dinleyici kitlelerinin faklı müzik çeşitlerini dinleyebiliyor olması da bu yanılgının bir parçasıdır. İnsanlar güya birçok çeşit arasından kendi beğenileri doğrultusunda seçim yaparlar fakat ne müzik bir farklılık gösterir ne de seçimler. Şöyle ki zaten bütün müzik çeşitlerinin aynı kalıptan çıkmışçasına birbirine benzemesi ve aynı ideolojinin kaynaklık ettiği bilincin yansımaları olması dolayısıyla seçim mümkünsüzdür. Diğer taraftan ise zaten belirlenmiş bilinç; sunulan ürünleri ve seçilmesi gerekenleri sınırlandırmıştır. Bunun sonucunda, sanatla kapitalist üretimin renginin birbirine karıştığı ileri sanayi toplumlarında sanat metalaşmıştır. Sanat eserinin değerini onun getirdiği kazanca ve karının ölçüsüne göre belirlendiği ileri sanayi toplumunda sanatın bir piyasası vardır. Sanat eserinin estetik değeri onun yaratıcılığı, özgüllüğüyle değil pazara uygun üretimiyle alakalıdır. Ve üretilen bu kültür metaları birbirine büyük bir benzerlik gösterir. Çünkü esasında pazarın durumuna göre üretilmişlerdir ve bir bakıma birbirlerinin tekrarıdırlar ve kültür ürünleri tekellerin denetimi altındadırlar. Adorno sanatın metalaşmasını müzik özelinde ele alır. Adorno’ ya göre müziği onun dolaysız kullanımının içinde gerçekleştirilmekte olduğu kültürel yaşam ortamından ayıran ve onun gelip geçici sesler topluluğu biçiminde bir meta durumuna getiren süreç boyunca müzik basit dolaysız kullanım biçiminden ayrıldıkça kendi yabancılaşmasını ve insanoğlundan soyutlanışını da tamamlamış oluyordu. Müziğin fetişleşmesi dışında esasında insanın da yeniden üretilmesiyle bilincin körelmesiyle halesini yitirdiği rahatlıkla söylene bilir. Kültür endüstrisiyle beraber “şey” lerle dolu bir dünyada insanın da bir şey olması garipsenmemelidir. Bu anlamda Adorno müziğin kitleşmesiyle birlikte insanın dinleme yetisinin de aynı doğrultuda gerilediğini belirtir. Adorno ya göre müzik düzenli bir sürecin bir parçası olarak estetik deneyimin nesnesi olmaktan kullanın değerinden uzaklaştırılmakta ve değeri Pazar tarafından belirlenen bir değişim değeri kazanmaktadır. Buna dayanarak Adorno sanatın ürüne indirgenmesine müzik mallarının standartlaşmış niteliğine dayanan bir eleştiri sunar. Bu durumda ileri sanayi toplumunda iyi ve başarılı müzik eseri çok satan ve kar getiren müzik eseridir. (Makaleler)
KAYNAKÇA o SERMET, Cüneyt; Cazın İçinden, Pan Yayınları, İstanbul,1999
|
||||||||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|||||||||||||
|
|
|||||||||||||
|
Ankara Caz Derneği (c) 2008. Nenehatun Cad. 72/3 GOP ANKARA. |
|||||||||||||